Çanakkale Geçilmez!

Çanakkale Geçilmez!

18 Mart 1915, Türk tarihinde bir askeri ve siyasi başarı olmaktan öte; inanç, azim ve yiğitlikle örülmüş bir destandır. O sebepten öncelikle Vatanın bölünmez bütünlüğü ve Türk Milletinin güvenliği için hayatını feda etmekten çekinmeyen aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi minnet ve rahmetle anıyorum.

Bilinmesini isterim ki; Bizler için Çanakkale öylesine bir yer değil, 18 Mart 1915 tarihi ise herhangi bir tarih değildir. Bu topraklar vatanın kalbinin attığı ve Mehmetçiğin insanlık düşmanlarını durdurduğu yerdir. Onlar yüzlerce gemi, denizaltı, uçak ile tarihin hesabını sormaya gelen kibirli, şımarık ve azgın “Yenilmez Armada!” idiler. Her milletten yüzbinlerce asker yığdılar Çanakkale Boğazı’na ve gemilerinin gövdelerine “Önce İstanbul’a sonra Harem’e” yazmışlardı.

“İstanbul’dan Kudüs’e bizim olacak, yağmalayacağız topraklarını, zenginliklerini. Orta Asya’ya kadar kovalayacağız Türkleri ve Müslümanları tarihten sileceğiz, bugün tarihin intikamını alacağız diyorlardı. Savaşın da bir ahlakı ve hukukunun olduğunu unutup çirkinleştiler. Gemilerin dumanını görünce kaçarlar, üç kuruş versek hiçbiri savaşmaz, havalar iyi olursa iki gün sonra İstanbul’da eğleniyor oluruz diye planlıyorlardı. Söz ve davranışlarıyla evimize, namusumuza, vatanımıza, inancımıza el ve dil uzatmışlardı…

18 Mart günü Çanakkale Boğazına giren yüzen kaleleri ise hesapları bozan Mehmetçikle tanıştı. Ölüm kusan, her yeri cehenneme çeviren muhteşem silahlarla çaresizliği tattılar. Boğazdaki topçular, Nusret Mayın Gemisi, adı Seyit olan yaralı aslanlar boğazı can pazarına çevirip, geçilmez yapmışlardı. Akşam olurken ağır kayıplarına ve kaçışlarına ne kendileri inanabiliyordu ne dünya başkentleri… “Yenilmez Armada!” yenilmişti ve şaşkındılar. Mehmetçik tekbirler getiriyor, şükür secdelerine kapanıyor, sevinç gözyaşı akıtıyorlardı. Selalar ile zafer, bir ümit ışığı bekleyenlere duyuruluyordu.

Bir başka gündü 18 Mart 1915. Tarihin seyri burada değişti. Son kale geçilemedi, denizin kilidi açılamadı. Bu destan unutulmamalı, ibret alınmalı, kalplere yerleştirilmeli ve hatta dağa, taşa kazınmalıydı.

Bir gün Kilit bahir askeri garnizon komutanı Turan Şekip Pınar boğaz kenarından yamaçlara bakarak düşünüyordu. Elinde duran kâğıdı yedek subay Seyren Çebi’ye uzattı ve ”Asker, bu resmi çorak dağa çizebilir misin?” diye sordu. Seyran Çebi komutanından aldığı talimatla, bugün Çanakkale’de gördüğümüz o harika abideyi dağa resmetti.

Ancak abideler çıplak topraklara yakışmazdı. Lazım olan bir Ormancı imzasıydı, atıldı. Kabirlerini çiçek yerine ağaç, şehitliği ise uçsuz bucaksız ormanlarla süsleyen bir aşkla çalışıldı. Ağaçlandırma çalışmalarında emek veren meslektaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

“Dur Yolcu” abidesini işleyen o asker Seyran Çebi ise bugün hala hayatta ve kendisinden o günleri dinledik. Orman Mühendisleri Odası olarak tüm insanlarımıza abidenin yapılış hikâyesini anlatabilmek için kısa filmler çektik.
Düşman başkomutanı bir yıldan fazla bombaladıkları Gelibolu’dan kaçarken ;“ Bu çorak toprakları yaktık, kavurduk. İnsanı bırak, böceği bile yaşamaz hale getirdik. Türklerin çiçeklerini soldurduk, nesillerini yok ettik, geleceklerini bitirdik…” demişti.
Biz “ Orman sevdalıları “ da diyoruz ki, topraklarımız artık çorak değil. Çiçeklerimiz solmadı. Nesillerimiz ülkemiz ve insanlık için çalışıyoruz. Geleceğimiz emin ellerde. Yaşamak ve yaşatmayı, insan biriktirmeyi, medeniyete öncü olmayı sevda edindik.

 

Türkiyemize orman varlığımızla destek vermek için tıpkı şehitlerimizin yaptığı gibi canla, başla ve aşkla çalışıyoruz…
Canını vererek bizlere bu vatanı bırakan şehitlerimize Yüce Rabbimden Rahmet diliyorum.
Ecdadımız Dün Nasıl ki “Çanakkale Geçilmez” dedi ve başardı ise,
Gözü Ülkemizin üzerinde olanlara da bize bu ülkeyi vatan yapan Ecdadımız gibi bizlerde diyoruz ki;
“Türkiye herhangi bir ülke değildir. Millet olarak canımız pahasına Ülkemize sahip çıkacak güç, irade ve kararlılıktayız.”


Hasan Türkyılmaz
Orman Mühendisleri Odası
Genel Başkanı